Bir Ceza Avukatının Çalışma Stratejileri

Avukat, vekâletini üstlendiği kişilere başaramayacağı sonuçlar için umut veren kişi olmamalıdır. Bu bakımdan yargılaması yapılacak davada olumlu ve olumsuz tüm etkenler aktarılmalıdır. Davasına girilen kişinin en iyi sonuç ile en kötü sonuç hakkında mutlaka fikir sahibi olması ve izlenecek stratejiler konusunda aydınlatılmalıdır.  Unutmamak gerekir ki, boş umut ve vaatler verilen kişinin dava sonucu ağır bir sonuçla karşılaşması durumunda ortaya çıkan sonuçları anlatmak çok daha zordur. Ceza avukatlığı, sonuç garanti eden, sonuca bağlı bir avukatlık türü değildir. Bu tür bir tavır, avukatlık ilkeleri ile çelişmez. Ceza avukatı, savunucusu olarak sanığı ilk celsede tahliye ettireceği, sanı­ğa beraat, para cezası ya da erteleme içeren bir hüküm vaat edemeyeceği gibi, davanın zamanaşımını sonucu düşeceğini de garanti eden bir tutum sergileyemez. Ceza avukatlığı, hangi rolde olursa olsun, hukukun kendisine sağladığı olanaklar içinde, üstlendiği görevde en iyiyi başarmak için çalışmak ve çaba harcamak üzerine kurulur.

Avukatlıkta asıl başarı davayı kazanmak değil, aksine üstlendiği davanın hakkını vererek ve müvekkilini doğru zamanda doğru şekilde bilgilendirerek süreci yönetmektir. Bu anlamda bir işi bir defa aldıktan sonra işi getiren kişilerin yakınları ve referanslarını da alabiliyorsa başarı sağlamıştır. Yine ülkemizde Avukatlık mesleğinde en fazla şikâyet edilen konulardan biri de Avukat-Müvekkil haberleşmesidir. Bir avukat işi üstlendikten sonra müvekkili ile olan tüm iletişim ve irtibatı kesmektedir. Avukat müvekkilinin sürekli verdiği rahatsızlıktan, müvekkil ise davanın seyrinden hiç haberdar edilmemekten şikâyetçidir. Bunun mutlaka orta yolu bulunmalı ve dava ve duruşmaların müvekkile ulaştırılması, yazılı belge örneklerinin üst yazı ile veya ayarlanacak görüşmelerde sunulması ile sorun aşılacaktır.

Edindiğim tecrübelere göre; ceza davaları bazen bir satranç oyunu gibi doğru hamleyi yapabilmek için alternatif küçük hamlelerle yolu açtıktan sonra asıl hamleyi tam zamanında yapmayı gerektiren bir strateji oyunu gibidir. Avukat stratejisini belirlerken, göz önüne alması gereken temel ilke çağdaş ceza hukukunun vurguladığı “masum kişinin ceza almasının önlenmesi” ilkesidir. Böylece avukatın ilk görevi “masum” kişinin ceza almamasına yönelik bir değerlendirme yapmak olmalıdır. Bu değerlendirmenin yapılabilmesi maksadıyla, avukatın yapacağı ilk faaliyetler ise öncelikle müvekkili ile görüşme, ardından dosyaya erişim, delillerin niteliğini analiz ve son olarak da modern ceza hukuku kavramları ışığında davanın doğru bir şekilde yorumlanmasıdır. AİHM, AİHS’nin 6/2 maddesi tarafından benimsenen masumiyet karinesi ilkesinin adil yargılanma unsurları arasında yer aldığını bunun ceza yargılaması bakı mından bir güvenceyle sınırlı olmadığını hatırlatarak uygulama alanının daha geniş olduğunu ve hiçbir devlet temsilcisinin bir kişinin suçunun mahkeme tarafından tespit edilmedikçe suçlu olduğunu ilan edemeyeceğini belirtmektedir (Bkz, Allenet de Ribemont-Fransa kararı).

Bir davanın stratejisi bilimsel hukukla, dava konusu olayın temel olgularının özetlenmesinden oluşur. Bunun için öncelikle maddi hukuk kurallarının incelenmesi, taranması ve olaya en yakın ve sanık lehine olabilecek kuralların ön plana çıkarılması gerekmektedir. Ceza yargılama hukuku açısından her dava için bir “strateji tespiti” düşünülemez. İdari para cezaları, kabahatler gibi ceza davaları için ancak taktik girişimler, ataklar ve günlük hatta anlık karşı koymalar/savunmalar söz konusu olabilecektir. AİHM, 6. maddede sınırlı bir hakkı ihdas ederken, neyin adil yargılama kapsamına girdiğini tek başına de-ğişmeyen bir ilke ile belirlenemeyeceğine, zorunlu olarak belirli bir davanın koşullarına bağlı olduğuna karar vermiştir.27 Bunun sonucu olarak pek çok kez 6. madde altında “hakların özü” testi olarak da bilinen kendine özgü bir ölçülülük testi uygulanagelmektedir. Daha “ciddi” suçların soruşturulması sırasında uygulanacak kurallardan farklı olarak “basit” suçlarda daha düşük seviyede koruma düşünülmektedir (O’Hallorun ve Francis/Birleşik Krallık, 29 Haziran 2007; Foucher/Fransa, 18 Mart 1997; Menet/Fransa, 14 Haziran 2005 gibi).

Avukat, suçun işlenmesinden sonra, isnat altında bulunan şüpheli/sanık veya yakınlarının başvurusu üzerine savunma üzerinde düşünmeye başlayacaktır. İlk yapılacak iş, dava konusu olabilecek eylem veya eylemleri anlamak ve savunma açısından eksik ve araştırılması gereken yönlerini saptamaya çalışmak olmalıdır. Bundan sonra kaynakları tespit etmek ve tüketmek yani eylemler konusunda ceza kanunu hükümleri, mahkeme içtihatları, bilimsel görüşler ve avukatın daha önce benzer davalar hakkında oluşmuş bilgi ve deneyimlerini gözden geçirmesi olmalıdır. Bu düşünme, inceleme ve çeşitli olasılıklara göre fikir üretme uluslararası alandaki başvuruya kadar devam edecek süreci kapsamalıdır. UNUTMAMAK GEREKİR Kİ, DAVALAR AVUKATIN KARŞI TARAFTAN, SAVCIDAN, HÂKİMDEN DAHA İYİ ÇALIŞMASI VE DAHA İYİ DÜŞÜNMESİNDEN DOLAYI KAZANILABİLİR.

Herhangi bir suç işlendiği hakkında Cumhuriyet Savcısına bilgi ulaşmasından hemen sonra kolluk Cumhuriyet Savcısının bilgi ve yönlendirmesiyle, zaman zaman hâkim kararlarına da dayanarak delil toplamaya başlayacaktır. Kural olarak Cumhuriyet Savcısı şüpheli/sanık aleyhine olan delillerle birlikte lehine olan delilleri de toplamak zorundadır (CMK m. 160/2). Bunun uygulamaya nasıl yansıdığı veya yansıyabileceği dosyalarda inceleme yapıldığında anlaşılabilmektedir. Cumhuriyet Savcısının ilk başvuracağı işlemlerden biri şüpheli/sanığın ifadesini almaktır (CMK m. değişik 94 ve 147). 6526 sayılı kanunla 94.maddede yapılan değişiklikle yakalanan kişi, yirmidört saat içinde hâkim veya mahkeme huzurunda çıkarılamıyorsa, sesli ve görüntülü iletişim sistemi ile ifadesi alınabilecektir. İfade alma, “şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesi”dir (CMK m. 2/1.g).29 Sanık ya yakalanmış ve gözaltına alınmıştır (CMK m. 90 vd.), ya da ifade ve sorgu için çağrılacaktır (CMK m. 145 vd.). Tanık dinlenmesi olayın hemen arkasından olabileceği gibi daha sonraki aşamalarda da olabilir.

Olay yerinde keşif yapmak ve keşif sırasında çözümü uzmanlık gerektiren, özel veya teknik bilgiye gereksinme olan konularda bilirkişi de dinlenebilecektir. Gözlem altına alma, tıbbi muayene ve otopsi işlemleri de bu arada yapılacaktır. Bunların arkasından veya bu işlemlerle birlikte şüpheli/sanığın yakalanması ve gözaltına alınması söz konusu olabilir. Sanığın ifadesinin alınması aşamasında bazı hallerde zorunlu olarak avukat bulunacak, bazı hallerde de sanığın istemi üzerine yanında avukat bulundurulması sağlanacaktır (CMK m. 150). Diğer yandan yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe varsa şüpheli veya sanığın üstü, eşyası, konutu, işyeri veya ona ait diğer yerler ile bilgisayarlarda arama yapılabilecektir. Koşulları gerçekleşmiş olmak kaydıyla suçla ilişkili eşyaya el konabilecektir. İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerine başvurulabilecektir.

Suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunmasına karşın yukarıda yazılan yollarla delil elde edilemiyorsa, belirli suçlarla sınırlı olarak gizli soruşturmacı görevlendirilecek, teknik araçlarla izleme yapılacaktır. Söz konusu işlemleri düzenleyen 128’inci, 135’inci, 139’uncu ve 140’ncı maddelerde 21.2.2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanunla değişiklik yapılmıştır. Değişiklikten önce, söz konusu tedbirlere karar verilebilmesi için bir suçun işlendiği hususunda “kuvvetli şüphe” sebeplerinin varlığı aranmakta idi. Bir başka ifadeyle ‘kuvvetli şüphe’nin mutlaka delile dayanması gerekmiyordu. Yapılan değişiklikle,” somut delillere dayalı kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” şart koşulmuştur. Ayrıca söz konusu işlemlerden, bilgisayar ve bilgisayar kü-tüklerinde arama ile mobil telefonun tespiti dışında kalan işlem ve tedbire ağır ceza mahkemelerince ve oybirliğiyle karar verilmesi esası getirilmiştir. Böylece kuvvetli şüphenin somut delile dayanmaması halinde, söz konusu işlem ve tedbirlere karar verilmesi engellenmek suretiyle “kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyeti gibi temel insan hak ve özgürlüklerinin daha güvenceli hale getirilmesi amaçlanmıştır.

! Savunma stratejisinin birinci ayağı, bu işlemlerin tümünün yasada öngörülen koşullarda yapılması, delillerin hukuka uygun, yasadaki düzenlemeye uyularak elde edilmesidir. Savunma bunu sağlamaya, sağlayamadığı takdirde ileriki aşamalarda dile getirmek için tespit etmeye ve delillendirmeye odaklanmalıdır. Adil yargılanma hakkı hem uluslararası sözleşmelerde (İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m. 8-11; AİHS.m. 6) hem de Anayasamızda (AY m. 10, 12, 15, 17, 36, 37, 38) vurgulanırken, savunma hakkının temel bir insan hakkı olduğu belirtilmektedir. Müdafi savunma faaliyetini icra ederken, üzerine düşen sorumluluğu iyi şekilde yerine getirmek için, soruşturma ve kovuşturma evrelerini de kapsayacak şekilde savunma için en uygun stratejiyi oluşturmak zorundadır. Avukat tarafından belirlenecek bu strateji, davanın doğru şekilde yönlendirilmesinde ve ister şüpheli veya sanık, ister mağdur veya müşteki olsun müvekkilin yasal hak ve menfaatlerinin korunmasında etkin olacaktır.

Avukatın amacı, davasını kazanmaktır. Ancak, bir avukatın görevi yargılanmakta olan şüpheli/sanık veya yargılama faaliyetine neden olan şikâyetçi/mağdur olan müvekkilinin hak ve menfaatlerini adalet ve hakkaniyet ilkelerine aykırı şekilde sonuna kadar korumak olmamalıdır. Avukatlar, stratejilerini belirlerken toplumun veya kişilerin suçtan gördüğü zararı, suçlunun kamu gücü tarafından uyarılmasını ve toplum vicdanının tatmin olmasını, suç işlediği öne sürülen kişilerin gereğinden fazla ceza almaması gibi hukuki değerleri, kavramları da gözetmek zorundadırlar. ! Strateji saptanırken, şüpheli/sanığa önerilirken ve yargılama sürecinde uygulanırken yasalara, meslek kurallarına bağlı kalmak zorunluluğu vardır. Avukatın savunma stratejisini belirlerken, kamunun mesleğine inancını ve güvenini sarsmayacak biçimde davranması gerekmektedir. Davanın yürü-tülmesi sırasında hizmetini “sadakat” ile ifa etmesi de önemlidir. Savunma stratejisinin tespiti aşamasında avukat müvekkiline abartılı vaatler ve ümitler vermemeye özen göstermelidir. Bunun için de sadece davanın sonucu ile ilgili görüşünü söylemeli, sonuç için bir güvence vermemelidir.

Sonuç olarak; Ceza avukatının bir ceza davasında görev alması sonucundaki başarı ölçütü, suçlu olan müvekkilinin ceza almaması değildir. Avukattan beklenen, davasını renksiz ve soyutlanmış şekilde sunması yerine, müvekkiline en uygun gelecek şekilde sunmasıdır.

Av. Abdullah SAĞLAM